Ramazanda salavat getirelim Salat-ı Tefriciye Salaten Tüncîna

2009-08-14 13:33:00

 

"Allahumme salli alâ seyyidina Muhammedin

ve
alâ âli seyyidina Muhammed "  

Salat-ı Tefriciye

İmamı Kurtubî Hazretleri şöyle buyurmuş: "Bir kimse, çok önemli bir işinin veya önemli bir dileğinin gerçekleşmesini, ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanın üzerinden çekilip gitmesi (kalkması) için "Salât-i Tefriciye"yi (4444) defa okuyup, bu mübarek Salâtü Selâm ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hiç şüphe ve tereddüt yoktur ki, Yüce Allah, okulunun istek ve muradının olması için hayırlı bir sebeb yaratır ve ona muradını verir."


"Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-havâtimi ve yustaskal ğamâmu bivechihil Kerîm ve alâ âlihî ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma'lûmin lek."


"Allahım! Bizim Efendimiz Muhammed'e (sav) kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet vermeni diliyoruz. O Peygamber ki, onun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar onun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar onun hürmetine yerine getirilir. Maksatlara O'nun hürmetine ulaşılır, güzel sonuçlar O'nun hürmetine elde edilir. O'nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmur istenilir, Allah'ım, onun ehl-i beytine, ashabına da her göz kırpacak kadar zamanda (her an, saniye) her nefes alacak zamanda sana malum olan varlıklar sayısınca salât et."


Salaten Tüncîna

"Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî'il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi's-seyyiât ve terfe'unâ bihâ a'lâ'd-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ'l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî'l-hayâti ve ba'del-memât birahmetike Yâ erhame'r-rahimîn. Hasbunellahu ve ni'mel vekîl, ni'mel mevlâ ve ni'me'n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr."

"Allahım! Efendimiz Muhammed'e (sav) ve onun ehli beytine salât at. Bu salâvat o derece değerli olsun ki: Onun hürmetine bizi bütün korku ve belalardan kurtarsın. Bizim ihtiyaçlarımızı o salâvat hürmetine yerine getirsin, bizin bütün günahlardan bu salâvat hürmetine temizlersin, o salâvat hürmetine bizi derecelerin en üstüne yüceltirsin, o salâvat hürmetine hayatta ve öldükten sonra düşünülebilecek bütün hayırlar konusunda gayelerin en sonuna kadar ulaştırsın. Ey merhametlilerin merhametlisi bize bunları merhametinle nasip et. Allah Tealâ bize kafidir ve ne iyi bir dost, ne iyi bir vekildir. Ey Rabbimiz, senin mağfiretini dileriz, dönüş yalnız sanadır."

Bu Salâvat-ı Şerifeye Devam Eden; Belalardan emin olur, Gelecek musibetlere perde olur, Arzuları kolay olur, Muradı hasıl olur, Rızkı bereketli olur.

SALAT-Ü SELAM OKUMA

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem üzerine salât-ü selâm okumak, en faziletli bir ibâdet, kulu Allah'ü Teâlâ'ya yakınlaştıran en büyük bir ameldir. Allah (c.c) salât-ü selâm okuyan kimsenin derecesini yükseltir, sevabını çoğaltır, günahlarını siler ve onu dünya ve âhirette mes'ud kılar.

Salât'ın manası, Allah'tan olursa; rahmet ve mağfiret, meleklerden olursa; istiğfâr, kuldan olursa; duâ anlamına gelir. Aziz ve Celil olan Rabb'ımız Kerim Kitabında bizlere şöyle emretmektedir: ''Gerçekten Allah ve melekleri Peygamber'e salât ederler. Ey îmân edenler! siz de O'na teslimiyetle salât ve selâm edin.'' (1) Bu ilâhî emre göre, Peygamber aleyhisselam üzerine ömründe bir kere salât-ü selam okumak farzdır. Bu durumdaki emir kelime-i tevhid'e benzer. Onu bir kere söylemek, farzı yerine getirmek için yeterlidir.

Fakat, Onun şerefli ismi her zikredildiğinde veya her mecliste bir defa veyahut da, bir sayı ile sınırlandırılmaksızın salât-ü selâm'ı çokça yapmanın vâcibliği hakkındaki görüş ise; salât-ü selâm'ı okumaya teşvik eden, terkinden sakındıran hadis-i şeriflerle bir istidlâldır. Yani, bu konunun vâcib olmasını âlimler, hadis-i şeriflerden delil getirerek ortaya koymuşlardır. (2)

Büyük müfessir Elmalı Hamdi Yazır bu konuda adı geçen âyetin tefsirinde :'' Bu âyet gösterir ki Peygamber (aleyhisselama) salavât getirmek farzdır. Ancak tekrarına değinilmemiştir. Sahih olan budur ki; ismi (her) zikr olundukça vâcib olur,'' demiştir.

Hanefî mezhebine göre, Peygamber aleyhisselam'a ömründe bir kere salât okumak, farz; her zikr olunduğunda salât okumanın vâcib olması hakkında ise, mezhebin büyük imamlarından İmam Tahâvî ve İmam Kerhî ayrı ayrı görüş bildirmişlerdir. Tahâvî yanında muhtâr olan, -Velev ki meclis bir olsa bile- Peygamber aleyhisselam'ın ismi şeriflerinin her zikredilişinde, vâcibliğin tekrar etmesidir. Bu görüşü Zâhidî, Müctebâ'da sahihlemiştir. Kirmânî, Eb-ül Leys'in mukaddemesinin şerhinde, Tahâvî'nin 'vâcibliğin tekrarı' görüşünü, kifayet yoluyla olmasıyla kayıtlamış ve:'' onlardan bazısı O'nun üzerine salât okursa diğerlerinden (salât'ın vacibliği) sâkıt olur. Çünkü; bazısının salâtiyle O'nun ta'zimi ve şerefinin izhârı için maksat hâsıl olmuş olur,'' demiştir.

Hanefi âlimlerinden bazıları ise, peygamber aleyhisselam'ın şerefli ismini bir mecliste pek çok defa işiten kimse için tilavet secdesi bahsinde açıklandığı gibi, bir defa salât getirmenin vâcib oduğuna hükmetmişler; fakat, salâtı tekrar etmenin mendup olduğunu ifade etmişlerdir. Bu görüş, Kâfî'de sahihlenmiştir. Bu konuda Hanefî mezhebinin görüşü müstehaplık olsa da, mezhepte itimad edilen görüş, Tahâvî'nin görüşüdür. (3)

Salât konusu fıkıh kitaplarımızda bu şekilde açıklanırken selâm konusu üzerinde fazlaca durulmamıştır. Bunun sebebi; 've sellimû' emrinin manası: '' O'nun hükmüne tam bir teslimiyetle teslim olun '' anlamına gelmesinden dolayıdır. Bu görüş Nihaye'de, Şeyh-ül İslâm Serahsî'nin Mebsut'undan nakledilmiştir. Kuhistânî ise, selâm'ın manasının: ''gerçek bir itaatle itaat edip, boyun eğmek,'' anlamına geldiğini ifade etmiş ve bu görüşü pek çoklarına nisbet etmiştir.

Büyük müfessir Kurtubî, El-Cami' Li Ahkâm-il Kur'an isimli tefsirinde ''Ve sellimû teslimen'' âyet-i kerimesini açıklarken, Kadı Ebû Bekir bin Bekîr'in: ''Bu âyet, Peygamber aleyhisselam hakkında indi ve Allah Ashâb-ı Kiram'ına, O'na selam vermelerini; aynı şekilde onlardan sonra (gelen ümmetine de) kabrini ziyaretlerinde ve işm-i şerifinin her anılışında selâm vermelerini emretti,'' sözünü naklettikten sonra, Nesâî'nin rivayet ettiği şu hadis-i şerifi, delil olarak getirmiştir. Abdullah bin Ebi Talha babasından rivayet etti ki:'' Bir gün Rasulullah sallallahü aleyhi vesellem yüzünde bir şevinç olduğu halde geldi. Kendisine: 'Yüzünde bir sevinç görüyoruz' dedik. Buyurdular ki: ' bana melek geldi ve şöyle dedi:'' Ey Muhammed! Rabbin diyor ki:'' Sana salavât okuyan herkese benim on rahmette bulunmam, selâm okuyan herkese de benim on selâm okumam sana (ikram olarak) yetmez mi?'' (4)

Kurtubî aynı âyetin tefsirinde şu hadis-i şerifleri de nakletmektedir. Muhammed bin Abd-ür Rahmân'dan, Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki: '' Sizden bir kimse vefat ettiğim zaman bana selâm ederse, onun selâmı Cibril ile beraber bana gelir, Cibril: '' Ya Muhammed! Bu fülân oğlu fülân, sana selam ediyor,'' der. Ben de hemen:'' selâm, Allah'ın rahmeti ve bereketi onun üzerine olsun,'' derim.

Nesâî Abdullah ibn-i Mes'ud'dan rivayet ediyor, dedi ki :'' Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdular :'' Yer yüzünde Allah'ın seyyah melekleri vardır. Onlar, ümmetimin selâmını (ânında) bana tebliğ ederler.'' Kuşeyrî (r.h) Rasulullah aleyhisselam'a selâm vermek: '' Selâmün aleyke '' demektir, demiştir. (5)

Rasulullah sallallahü aleyhi vesellem, vefatından sonra kendisine yapılan salât ve selamlara nasıl mukabele edeceğini şu hadis-i şeriflerinde açıklamışlardır : Ebü'd-Derdâ (r.a) dan. Dedi ki :Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdular : '' Cuma günü benim üzerime salavâtı çok okuyunuz. Çünkü o gün okunan salavâtlar meşhuddur, melekler ona şahitlik ederler. Ve şüphesiz her hangi bir (mü'min) kimse yoktur ki, o daha salavâtını bitirmeden, salavâtı bana ulaştırılmamış olsun.'' Ebü'd-Derdâ (r.a) dedi: '' Siz öldükten sonrada mı? dedim '' Rasulullah sallallahü aleyhi vesellem :'' (Evet) öldükten sonra da. Şüphesiz Allah Teâlâ yer yüzüne peygamberlerin cesetlerini yemeyi haram etmiştir. Allah'ın peygamberi (her zaman) diridir, rızka mahzardır,'' buyurdular. (6)

Evs bin Evs (r.a) dan; dedi ki: Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: ''Cum'a günü, günlerinizin en faziletlilerindendir. Âdem o günde yaratıldı ve o günde ruhu kabz edildi. Öldükten sonra dirilme ve kıyametin kopması o günde (olacak) dir. Öyle ise o günde bana çok salavât okuyunuz. Çünkü; salavâtınız o günde bana arz olunur.'' Ashab-ı kiram :'' Ya Rasulallah! Siz çürümüş olduğunuz halde salâtımız sana nasıl arz olunur? Dediler. Rasulullah sallallâhü aleyhi ve sellem :'' Şüphesiz aziz ve Celil olan Allah, yer yüzüne peygamberlerin cesetlerini yemeyi (çürütmeyi) haram kıldı,'' buyurdu. (7)
Salavât-ı şerifenin makbul bir duâ olduğunu pek çok âlim söylemiştir. Hatta duâların kabulü için salavâtı, duânın başında ortasında ve sonunda okumak gerekir, 'iki makbul duâ ortasında bir duâ kabul olur,' demişlerdir. Delâil-ül Hayrât şârihi Fâsî, şerhin ilk bölümünde Ebû Süleymân Ed-Dârânî'nin şu sözünu nakletmiştir :'' Kim ihtiyacını Allah Teâlâ'dan istemek isterse, önce Nebi sallallâhü aleyhi ve selem üzerine salavâtı çokça yapsın, çünkü o salavatlar makbul, reddedilmeyen (duâlar) dır. Duâsını, Nebî sallallâhü aleyhi ve selem üzerine salât okuyarak bitirsin. Çünkü Allah Teâlâ bu iki salatı kabul eder ve bu ikisi arasındaki duâları geri çevirmekten de kerimdir.''

Fâsî, aynı şerhte, bazılarına göre Ebû Süleymân'ın sözünün tamamından olan şu sözleri de zikretmiştir :'' Her amelin kabul olunanı ve kabul olunmayanı vardır. Nebî sallallâhü aleyhi ve selem üzerine okunan salât bundan müstesnâdır. Çünkü onlar makbuldür, geri çevrilmezler.'' Sonra, bunlara benzer sözleri, Şeyh Ebû Tâlib El-Mekkî ve Huccet-ül İslâm Gazâlî'den de nakletmiştir.

Fakat bazı âlimler, '' kelime-i tevhit, salavâtdan daha büyük ve daha faziletli olduğu halde bazen kabul edilmediği gibi, salavât da kabul olunmayabilir,'' demişler ve bu görüşlerine Teymî'nin Terğıb'inde, Deylemî'nin Müsned'inde zaif bir senetle rivayet ettikleri :'' Kim bana bir kere salât okur ve o salât da ondan kabul edilirse, Allah onun seksen senelik günahını siler.'' hadis-i şerifini delil getirmişlerdir. Çünkü; '' hadis-i şerifte umulan, günahların silinmesi, 'kabul' le kayıtlanmıştır,'' demişlerdir.

Büyük allâme İbn-ü Âbidîn, bu görüşleri zikrettikten sonra, iki görüşün arasını şu ifadelerle birleştirmiştir : '' Salat, duâ olduğu zaman, duânın kabul olanı vardır, kabul olmayanı vardır; Allah Teâlâ duâ eden kimsenin, duâsında istediği şeyin bazen aynısını verir, bazen da hikmeti gereği istediğinden başkasını verir. Bu durumda salât, duânın içinde mütalaa edilmez, onun umumundan hariç kalır. Yani salât duânın fertlerinden bir fert olmaktan dışarı çıkar. Çünkü; Allah Teâlâ :'' Gerçekten Allah ve melekleri Peygamber'e salât ederler,'' buyurmaktadır. Âyet-i kerime de geçen, '' salât ederler '' fiili, şimdiki zaman ve gelecek zamanı ifade eden geniş zaman (muzâri) fiili ile kullanılmıştır. Bu fiil, devamlılığı ve yenilenmeyi ifâde eder. Cümle, tevkidi ve te'kidi ifade eden isim cümlesi ve te'kit edâtı 'inne' ile başlamıştır. Bütün bunlar, her türlü noksan sıfatlardan münezzeh Allah Teâlâ'nın, Peygamber aleyhisselam üzerine devamlı salât ettiğinin bir delilidir. Sonra Allah Teâlâ mü'min kullarına salâtı emretmekle onlara ihsan etti, tâ ki; onlar için de, bu (ibadet) fazladan bir üstünlük ve şeref olsun. Yoksa Peygamber aleyhisselam Allah Teâlâ'nın kendi üzerine salât getirmesiyle herkesin salâtından müsta'nidir.

Bu durumda mü'minlerin O'nun Raab'bı Teâlâ'sından salatı isteyerek duâ etmeleri, kesinlikle makbuldür. Çünkü Allah O'nun üzerine salât etmektedir. Fakat, diğer duâ çeşitleri ve başka ibadetler böyle değildir. Bu konuda üzerinde durulan husus; mü'minin, salât'ın karşılığında sevap alması, mükafatlandırılması veya mükâfatlandırılmaması değildir. Üzerinde durulan konu; bu duâ ve taleb makbuldur, reddolunmamıştır, konusudur.

Sevap konusuna gelince, duâ bahsinde de işaret edildiği gibi, duânın makbul olmasının bir takım şartları vardır. Bir takım ârızalardan hâli olması gerekir. Zira kabulün şartları zordur. Cenâb-ı Hak:'' Allah ancak müttakîlerden kabul eder,'' (8) buyurmaktadır. Azîmetin sıdkı gerekir. Bundan sonra Allah Teâlâ mahz-ı fazlından dilediği kimseye dilediği sevabı verir. Sevâbı vermek üzerine vâcib değildir. Sonra, Allah Teâla taatin karşılığında sevap vereceğini va'd etmiştir. Hatta vücuda batan bir dikenin elemine bile karşılık vereceğini vaat etmiştir: '' Muhakkak ki ben, içinizden erkek olsun kadın olsun, (Sâlih) bir iş yapanın amelini zâyi etmem,'' (9) buyurmuştur. Buna göre bazı amellerin kabul edilmemesi, kabul şartlarının tam olarak bulunmamasından ileri gelmektedir. Mesela: Namazda, huşunun olmaması; oruçta, âzaları muhafaza edememek; hac ve zekatta temiz malın olmaması, veyahut ta bunların tamamında, ihlâsın bulunmaması veya bunlara benzer diğer ârızaların varlığı gibi sebebler, kabule mani durumlar.

Buna göre, '' Rasulullah sallallâhü aleyhi vesellem üzerine okunan bazı salâtların kabul olmamasının manası; kişinin bir ârızadan dolayı salât üzerine isabet edememesinden dolayıdır. Örneğin; salavatı, okuması tahrimen mekruh olan bir yerde okuması gibi. Bu duruma örnek olarak kitaplarımızda, tüccarın malını sergilediği bir sırada tesbih okuyarak veya salavât getirerek malının, iyi ve güzel bir mal olduğunu bildirmesi veya salavatı, gâfil bir kalb ile, riya ve süm'a olarak okuması gibi. Nitekim kelime-i tevhit, salavâttan çok faziletli olduğu halde bir kimse riya olarak veya içinden inanmadığı halde nifâken okursa kabul olmaz. (10)

Peygamber aleyhisselam'a selam vazifesi, namazların tahıyyatında okuduğumuz '' Es-Selâmu aleyke eyyühen-Nebiyyü '' cümlesiyle bu görev yerine getirilmiş olur . Nitekim sahabe'nin, (r.anhüm) Ka'b bin Ucre'den gelen bir rivayetinde:'' Peygamber (aleyhisselam) yanımıza gelmişti:'' Ey Allah'ın Rasûlü! Dedik, senin üzerine selâm vermeyi öğrendik. Ama, sana nasıl salât okuyacağız? '' sözleriyle teşehhüddeki selâmı kasdettikleri anlaşılmaktadır. (11)

3114
0
0
Yorum Yaz